Pages

28 Mart 2012 Çarşamba

ETİMEK TATLISI



Anneciğim geçen hafta 3 kez etimek tatlısı yaparak kendi çapında rekor kırdı. 1 grup misafir beğenince, 2. gruba  ve sonra 3. gruba derken, malzeme yetiştiremedik resmen anneme. 
O kadar hafif ve o kadar lezzetliki ama, herkes tarif isteyince, çözümü tarifi blogda paylaşmakta bulduk.

Anneciğimin ellerine sağlık, tadan herkese afiyetler olsun diyorum :)
 
1 Lt Süt,
2 Yemek Kaşığı Buğday Nişastası,
3 Yemek Kaşığı un

Muhallebi kıvamına pişrilir. Yanlış okumuyorsunuz şeker yok, yağ yok :)

Diğer tarafta ,

Şekerin karamelize edilmesi işlemine başlanır. 

1.5 su bardağı su bardağı toz şeker tencereye konur, karıştırlarak kahverengi hale getirilir.
1.5 su bardağı ılık su ilave edilir, şeker eriyene kadar karıştırılır.
 8 adet tuzsuz etimek borcama sıralanır, üzerine karamelize edilmiş şekerli su dökülür.

Üst kata muhallebi konur. Dolapta soğutulur ve üzerine ceviz serpilerek servis edilir. 

Afiyet olsun :)

23 Mart 2012 Cuma

HAVUÇLU KEK


Uzun zamandır tarif koymadığım için tembellik yaptığımı söyleyen ve bir an evvel yeni tarif eklememi isteyen arkadaşlarım için hemen zuladan bir kek tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum. 


Aslında Şubatın son günü yağan karın yolları yine kapatması sonucu işe gidemedğim bir karlı ev gününde yaptım bu Havuçlu Keki. Gerçi çok uzun yıllardır yaparım ama bu sefer fotoğraflarını çektim. Yani ben yaptım diye söylemiyorum ama cidden çok leziz oluyor. Umarım sizler de denersiniz, yani bence deneyin :)

Malzemeler 
2 Su bardağı rendelenmiş havuç ( 2 orta boy havuç )
2 Su bardağı un 
1 Su bardağı ceviz ( dövülmüş ya da ufaltılmış ceviz)
1 Su bardağı şeker
1 Su bardağı sıvı yağ ( ben yine yarısını su koydum )
3 yumurta 
1 Paket kabartma tozu 
İsteğe göre biraz tarçın



Tüm malzemeleri karıştırıyor, yağlanmış ve kek kalıbına dökerek önceden ısıtılmış 180 C fırında 40' kadar pişiriyorsunuz. Servis tabağına aldıktan sonra da pudra şekeri serpiyorsunuz. İşte bu kadar :-)

Ben yaparken cevizi tamamen dövmekk yerine biraz iri kalacak şekilde parçalayarak kullandım ve tarçın kullanmadım. Daha önce yaptığım zaman dövülmüş ceviz ve tarçın kullanmıştım. Her 2 şekilde de çoook lezzetli oluyor. Keyfinize kalmış....
                              


4 Mart 2012 Pazar

PİŞMANİYELİ TATLI


Eve misafir geleceği zaman annemin benden başlıca isteği genelde tatlı yapmam oluyor :) Bana da yeni tarifler denemek için iyi bir fırsat olacağından reddetmiyorum tabii ki... Bugün ne yapayım diye evdeki malzemelere bakarken bir kutu pişmaniye gözüme çarptı ve bunu nasıl değerlendirebilirim diye düşündüm veeee tamamen deneme yanılma yöntemiyle, tabiri caiz ise uydurduğum bir tatlı çıktı. 

Az önce misafirlerimize lezzet testi için ikram ettim ve herkes tarifini sorunca blogumda yayınlamaya karar verdim. Uydurmuş olabilirim tatlıyı ama beğeni topladığı için sizler de korkmadan yapabilirsiniz :) Üstelik çok da basit yapması :-)


Malzemeler 
1 Lt Süt
5 yemek kaşığı tepeleme un
1 su bardağı toz şeker
3 yemek kaşığı tereyağı
1 küçük kutu krema (200 ml)
2 paket burçak bisküvi
Pişmaniye 




Bisküviyi rondoda çekerek un haline getirin, 2 yemek kaşığı tereyağını eritin ve bisküvi ile karıştırın. Kelepçeli kek kalıbına bisküviyi yayın ve elinizle bastırarak sıkıştırın.

Süt, şeker ve unu muhallebi kıvamında pişirin ve 1 yemek kaşığı tereyağını ekleyin. Ocaktan aldıktan sonra kremayı ilave edin ve mixerle 3 dk karıştırın. Muhallebiyi bisküvinin üzerine dökün ve buzdolabında en az 4 saat kadar bekletin . Servis yapacağınız zaman tatlıyı kek kalıbından çıkartın ve üzerini pişmaniye ile kaplayın. Afiyet olsuuuunnn :)

25 Şubat 2012 Cumartesi

CAZ YAZDIRDI BU SAATTE

Blogumun adını koyarken çok düşünmüştüm, pasta tarifleri koyacağım adı cupcakeli bi şeyler mi olsun acaba diye, sonra dedim ki bir tek yemek tarifi olmaz, çektiğim fotoğrafları da paylaşayım, gezdiğim yerleri de yazayım...derken bu liste uzadı ve madem öyle dedim, o zaman ortaya karışık bir şeyler çıkacak... karman çorman, oradan buradan olacak, canımın istediklerini paylaşacağım sizlerle, dostlarımın bana hitap şekli olan kivo ile mixi birleştirip "kivomix" koydum. İtiraf ediyorum ki pek yaratıcı değil ama, çok zor bir etiket koymak  yapılan işe, emeğe, ya da yaptığınız her neyse...oldu işte bu ad, sanırım ekimdi açtığımda blogumu, hep çektiğim fotoğraflar eşliğinde ya bir kek tarifini, ya bir gün batımını, ya da gezi notlarımı paylaştım. 

Bu sadece içimden geldiği için ve fotoğraf eklemeden yazdığım ilk deneme sanırım. Şu an saatim 01:07'yi gösteriyor. Cuma gecesi, Yalan Dünya ve daha önceden kaydettiğim Pan Am ve Greys Anatomy dizilerini izleyerek gecede 3 dizi izleme rekorunu kırmak suretiyle odama çekilmişken bir anda elim notebook'uma gitti ve yazasım geldi. Gözümde lens yok, gözlüklerim yanımda değil, günün yorgunluğu da üstüne eklenince cidden şaşı beş bir şekilde yazıyorum. Sanırım kaydı yayınla butonuna basmadan evvel bu yazıda epeyi yazım ve gramer düzeltmesi yapmak bana ek bir iş çıkaracak ama olsun, yazıyorum , canım yazmak istiyor. 

Bugün sabahtan itibaren ve özellikle ofiste maximum enerji ve yüzümde bir tebessümle dalgalandım resmen, Dalgalandım diyorum çünkü herkes bugün farklı olduğumu, uzun zamandır olamadığım kadar iyi göründüğümü söyledi. Bunun bir kaç sebebi var elbette, Bridget Jones edebiyatı ya da Mutlu Tömbekici kalemi gibi olmak istemem ama 1. sebep: Bu hafta 1,5 kilo vermiş olmak ve kereviz ile yer elmasına şükretmek. 2. sebep ise dün akşam cazın nabzını tutmak. Nasıl mı? Kerem Görsev Trio ve Alan Harris'in Ankara Caz Festivali kapsamında vermiş oldukları inanılmaz, beni benden alan konsere gitmiş olmak. Kerem Görsev, Allan Harris, Kağan Yıldız ve Ferit Odman... Yok böyle bir ekip diyorum. Geçen Cumartesi de Ferit Odman Quinteti ve Vincent Harring'i izleme fırsatım olmuştu . Oradan da süper diyerek ayrılmıştım. Ankara'da caza o kadar hasret yaşıyoruz ki sanırım, dinledikçe büyüleniyorum adeta. O kadar keyif alarak yapıyorlar ki işlerini, o dinleyene de geçiyor sanki, sahnede canlanıyorlar, canlandırıyorlar insanı. Koskoca başkentimizde gerçek bir caz kulübünün olmaması da içler acısı bir durum. Havalar ısınsa da bir hafta sonu İstanbul'da Galata'da bulunan müthiş caz kulübü Nardis'e mi gitsek acaba diye plan yapıyoruz arkadaşlarla. Yolu göze alıyoruz ki kulaklarımız bayram etsin, özel bir program izleyebilelim, cazdan mest olalım diye... Sözüm şudur ki, Kerem Görsev ve ekibi tek kelime ile Kaymaklı Kadayıflardı moda tabirle, ya da benim sevdiğim şekilde süper çikolatalı cupcakelerdi. 

Umarım sizler de en kısa zamanda bir yerlerde dinleme şansını yakalarsınız. Hatta yakalamaya çalışmayın, ne yapıp edin bir şekilde izleyin.... Bu şahane konseri etkisi bana en az 1 hafta gider gibi geliyor, yaşam motivasyonu açısından... 

Bu arada, çocukluğumdan beri vazgeçemediğim bir şarkı tutma olayım vardır konserlerde, sıradaki şarkı benim olsun deriz ya hep.. Ben bu sefer konserde "Fly Me To The Moon" çalarsa dileğim olsun demiştim veeeee Alan Harris bana hediye gibi bir anda bu şarkıyı söylediiii :) Her daim en sevdiklerimdendir ne yapayım :)

Hak ettiğimiz tüm dileklerimizin gerçekleşmesi ümidiyle. Herkese iyi geceler.... Sanırım zaten uyuyorsunuz, tatlı rüyalar ....

22 Şubat 2012 Çarşamba

"LALELİ" OLMAK


Geçen sene Nisanda Sultanahmet Meydanına halı gibi serilen bu lalelerin fotoğrafını çekerken, bir yandan da yaşamlarımızda laleyle ilgili ne kadar çok dokunuş olduğunu fark ettim. 

Bir de, insanın "laleli" olası geliyordu bu hayatta.

Ne güzel demiş "Orhon Murat Arıburnu" şiirinde, 

“lalelim, lalelide oturur
laleli, lale kokar lalelimden
laleliden geçilir
lalelimden geçilmez” 

Aşkın dilinde lale asil aşkı temsil ettiğine göre “laleli” olmak “aşık” olmak demektir. 

Lale yüz yıllardır hayatımızda olur da nasıl şiirler yazılmaz, nasıl onsuz kilimler – halılar dokunur, nasıl çinilere, seramiklere motif olmaz, nasıl kaftanları, kumaşları süslemez.

Kazakistan’da doğsa da, Osmanlı’ya bir dönem “Lale Devri” yaşatacak kadar bu toprakların olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hollanda kralına gönderdiği laleler şu anda Hollanda’yı dünyanın lale üretim üssü yapmış olsa da lale ülkemizin önemli bir değeri olmayı her daim sürdürmüştür, aynı zamanda da doğu kültürü ve mitolojide de lale önemli yere sahiptir. 

Aşk=lale demedik mi ki zaten, nasıl “Ferhat ile Şirin” ve “Afrodit ile Adonis” efsanelerinde var olmasın ki?.  

“Pers döneminde ünlü bir nakkaş olan Ferhat , Sultan Mehmene Banu'nun, kızkardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini nakşederken Şirin'i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat, sultana haber salarak Şirin'i istetir. Ancak sultan, kızkardeşini vermek istemez ve Ferhat'ı oyalamak için Elma Dağı'nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, aşkından aldığı güçle dağları deler. Bunu gören sultan, Şirin'i Ferhat'a vermemek için yaşlı dadısını göndererek, Şirin'in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu kazmayı havaya atar, düşen kazma Ferhat'ın başına isabet eder ve Ferhat orada yaşamını yitirir. Acı haberi alan Şirin korku içinde olayın geçtiği kayalığa gelir. Ferhat'ın kanlar içinde yatan cansız bedenini görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan atlayarak canına kıyar. Bu olaydan sonra Ferhat'tan akan her kan damlası onun Şirin'e olan ölümsüz aşkını göstermek için kan kırmızısı renkteki lalelere dönüşür. Efsane bu ya, işte o gün bu gündür kırmızı laleler Ferhat'ın Şirin'e duyduğu ölümsüz aşkı simgelemektedir.”

Bir diğer efsanede ise;

“Ölümlü  Adonis ile aşk tanrıçası Afrodit birbirlerine aşıktır. Adonis bir gün avlanırken, Afrodit’in eski sevgilisi olan ve bir ölümlüye olan aşkından dolayı Afrodit’i  kıskanan, savaş tanrısı Ares tarafından  ormanda vurulur. Afrodit yetişine kadar Adonis ölür. Afrodit bir törenle sevgilisinin vücudunu kokular ile ovar ve onu ölüler diyarına götürmek üzere kucaklar, bu sırada Adonis’in  kan damlaları ile  kokular birbirine karışır ve  yeryüzüne dökülerek birer çiçeğe dönüşürler. Bu çiçeğe de Adonis ile Afroditin aşkı anısına Manisa Lalesi (Anemon) denir.”

Çiçeklerin dilinde,
Beyaz Lale = Saflık, temizlik
Kırmızı Lale = Seni Seviyorum
Pembe Lale = Anlayış
Sarı Lale = Gerginlik demektir.

Aşkın dilinde ise,
Sarı Lale = Umutsuz aşkı ifade eder.
Alacalı Lale = "Gözlerin çok güzel." demektir.
Kırmızı Lale: "Aşkımı itiraf etmek istiyorum!" demenin bir yoludur.

Aşkın çiçeği zannedilen gülü tahtından etmek istemem ama narin, mağrur, kırılgan, özen isteyen bir çiçek olan laleyi de es geçmek olmaz bu durumda.

Tek çiçek olarak da kalmamıştır lale hayatımızda. Lale hayatın içinde, her yerde çıkar karşımıza.

Kimi zaman, bir şarkıdır “lale devri “ sezen aksunun sesinde, güftesinde, bestesinde.
 “Lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçmiş. Aşk şarabından kim bilir en son, hangi şanslı içmiş.” der Sezen Aksu, dokundurur insana acı acı derinden. 

“Beyaz Lale”dir Ömer Seyfettin’in, “Siyah Lale”dir Alexandre Dumas’ın kaleminde.

Gözü yaşlı, içli Türk kadını için vazgeçilmez bir televiyon dizisidir. Ağlarlar Laleye. 

Balkonumuzda süstür, vazomuza ışıktır. 

Eski Türk Filmlerinin kötü kadınıdır “Lale Belkıs” belleğimizde. 

Bir semttir, bir dönemdir. 

Uluslararası İstanbul Film festivalinde ödüldür “Altın Lale”.

Uluslararası İstanbul Lale Festivali yapılır,
 İstanbul’un dört bir yanı lalelerle bezensin, erguvanlara yarenlik etsin diye. 

İskender Pala’nın “Katre – i Matem” i lalenin izinde yol alır, sürükler okuyucuyu lalelere bezenen İstanbul’da yaşanan aşkların elemi ile. 

Kısacası lale sadece nisanda ya da mayısta yılda bir defa açmaz. Dediğim gibi lale her zaman her yerde bizimle.  Gizemli çiçek dünyasının önemli bir parçası olana lale, tarihtir, kültürdür, hayata dokunuştur. 

Çok lale geçti yazıda biliyorum ama, Hababam Sınıfında Güdük Necmi’nin Kel Mahmut’a dediği gibi “lale devrinde lahanadan bahsedecek  değildik ya”….

Hayatımızdan laleler hiç eksik olmasın, aşk hep bizimle olsun…

“Laleli” olmak dileği ile…
 

19 Şubat 2012 Pazar

KEREVİZ SALATASI


Kış mevsiminin en güzel besinlerinden olan kerevizin geçen haftalarda zeytinyağlı bir tarifini paylaşmıştım sizlerle. Şimdi de meze olarak yemek masanızı süsleyecek olan kereviz salatası tarifini sunmak istiyorum.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kerevizin ağır olanını seçmeniz markette dikkat etmeniz gereken en önemli unsur.

1 orta boy kerevizi soyduktan sonra limonla iyice ovun ki, sararmasın ve beyaz kalsın, bu da bir diğer püf noktası. Daha sonra kerevizi orta büyüklükte rendeleyin.  Bir kapta yaklaşık 1 kase yoğurt ve 2 yemek kaşığı kadar mayonezi karıştırın. 1 küçük kase kadar dövülmüş ceviz ve yoğurtlu karışıma rendelemiş olduğunuz kerevizi ilave edin. Arzu ederseniz yeşil elmayı da rendeleyerek kerevize karıştırabilirsiniz. O şekilde de lezzetli oluyor bence :)

Servis tabağına almış olduğunuz karışımı arzu ettiğiniz şekilde süsleyin veee afiyetle yiyin :) Hem kolay hem besleyici hem de lezzetli :)

7 Şubat 2012 Salı

YİNE KAR...


Kar bu sene Ankara'yı sarıp sarmalamaya, battaniye misali örtmeye çok niyetli. 
Hayatımızı sekteye uğratması, buz tutarak bizi yerlere düşürmesi, 
kısacası çilesi bir yana, namussuz bir de güzel yağıyor ki...
 İşte o zaman, unutturuyor çektirdiklerini. 
Yaklaşık yarım saat önce Bilkentte öyle bir yağdı ki, nutkumuz tutuldu, 
hiç o kadar büyük partiküller şeklinde yağdına şahit olmamıştım. 
Hemen fotoğraf makinesini aldım elime 
ve ofis balkonundan işte bu muhteşem kareyi yakaladım. 
Sanki pamuk yağdı tepemize, 
öyle narin, öyle yumuşak, öyle zarif bir kardı ki yağan. 
Yine ne eziyetlerle yollarda kalacağımızı bir kenara itti bu yağış. 
Haksız mıyım ama, kartpostal gibi değil mi?